Gürcistan, İsrail ve Hangi Toprak Bütünlüğü?
 

Şeyh Dr. Abdulkadir es-Sufi
 

 19/09/2008

Gürcistan neden bu kadar önemli? Gelin, izleri sonuna kadar takip edelim. ABD'nin kendi kendine verdiği unvanla ’’Başkomutanı“, Gürcistan’daki Rus Kurtarma Operasyonunu suçlarken Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü ihlal etmenin ‘’Uluslararası Hukuk“a aykırı olduğunu kekeledi ve egemen ülke hakları gibi bir şeyler daha geveledi. Elbette ki, “Şok ve Dehşet” (Shock and Awe) bayrağı altında önce Irak'ı, sonra Afganistan'ı işgal etmiş olan bir ordunun lideri tarafından telaffuz edilen bu sözler sadece hedeflediği kınamayı bastıran uluslararası bir kahkahaya neden oldu. Ancak bu hamle, parlak zekâlı Rus Dış İşleri Bakanının hemen farkına vardığı ve dolayısıyla daha geniş ve daha derin bir konuyu ortaya koyduğu gibi hukuk ve adaletle ilgili en aslî sorunları gün yüzüne çıkardı. Bakan, hemen Kosova ile karşılaştırma yaptı. Medyanın tepkisi ise, bunu beklenen bir Rus Pan-Slavizmi olarak değerlendirmek oldu. Fakat onun güçlü iddiası çok daha ileri gidiyordu. İddiası, Sırplar’ın Osmanlı orduları tarafından yenilgiye uğratıldıkları ve romantik duygular besledikleri o yer üzerindeki bir hak talebine, kadim bir hak talebine sahip oldukları değildi. Onun davası, Kosova'nın, tüm ulusal hukukların üzerinde olan, kâr gözetici uluslararası bir askeri varlık tarafından zaptedilmiş olduğu, oysa Osetya ve Abhazya’nın ise ulusal bir askeri varlık olan Rusya Federasyonu tarafından ele geçirilmiş olduğuydu.

Adaletli bir şekilde bu her iki devlet yapıcı müdahalenin üstesinden gelebilecek "uluslararası" hukuk sistemi ne olabilirdi? Bağımsızlık isteyen halkların talepleri uzun bir liste oluşturur. İskoçya'nın ve bölgesel bütün bir İrlanda'nın kadim tarihi iddiaları vardır. Navaho halkı ve modern çağda bozulan bir anlaşma öyle. Keşmir yine öyle. Bask halkı da öyle. Korsika (ki Fransa'nın şu sıralar sessiz kalan Macar cumhurbaşkanı tarafından son zamanlara kadar savunuluyordu) yine öyle. Malezya Singapur'u talep edebilir. Flaman'lar, artık coğrafi olarak saçma olan Avrupa Birliği'nin tam merkezindeki Brüksel'i Belçika'dan oyup çıkarmak için hazır bekliyorlar.

Gerçek şu ki, devlet olma her zaman askeri gücün bir neticesi olmuştur. Hiç bir zaman bir ideolojinin ürünü olmamıştır. Nepal monarşisi Çin tarafından bir monarşi-cumhuriyet çakışması bahanesiyle ustaca ilhak edilmiştir – ancak bu olay kendi içinde bir anomalidir de.

Rusya, Osetya ve Abhazya'ya askeri güçle hürriyetlerini iade etti. İdeolojik bahaneyle NATO Ukrayna ve Gürcistan’ı ele geçirmişti. Kafkaslar’daki aynı "yumuşak" tekniği kullanarak, daha önce de Lübnan üzerine yürümüştü, yani zaptetme, diktatörlükten siyasal demokrasiye doğru siyasal bir evrim olarak sunulmuştu. Bunun ironik tarafı, bu ülkelerin egemen devletler olarak bağımsızlığa kavuştuklarını zannettikleri an ulusal olmayan bir ordunun Samuray paktının köleleri haline getirilmiş olmalarıydı.

Bugün Amerika Birleşik Devletleri, harabe halindedir; son ulusal maceralarından sonra ekonomik serbest düşüş içinde, sözde demokratik sistemi başlı başına bir felaket ve devlet başkanlığı konusu yeteneksizler arasında bir seçimden ibarettir.

Yeni ve daha korkunç bir çağın başlaması için sadece NATO liderliğinin "kaderin seçtiği bir adam"ın eline düşmesi yeter. Şu anki durumda bu, ki ulus devletler "kurbanlık askerleri"ni karşı koymaksızın tedarik etmeye hazır duruyorlar, sadece kısa bir zaman meselesidir. "Batı", Wallenstein'ını ve perişan edici tahribatını beklemektedir.

Vardığımız bu kavşakta ulusal sonrası ordunun büyüyen gücünü ve artık onu engellemeye gücü yetmeyen eski hukuk sistemini tekrar gözden geçirmek gereklidir.

Gürcistan'a bir kez daha bakın. Hangi Gürcistan, hangi temeller üzerinde bir varlık olarak durabilir?

Gürcistan'a tarihte ilk kez MÖ 6. yüzyılda rastlıyoruz. O zaman Ahameniş Pers hakimiyeti altındaydı. İki buçuk yüzyıl sonra Büyük İskender tarafından devletlik verildi, batı sınırı Kolçis Krallığı oldu. MÖ 2. yüzyılda Roma tarafından ilhak edildi. MS 6. yüzyılda Hıristiyan oldu.

654'te Arap Müslümanlar Gürcistan'ı ele geçirdi ve halktan cizye vergisi topladılar. MS 9. yüzyılda Gürcistan bir Müslüman Emirliği oldu. 1184'te Osetyalı bir prensle evli olan Kraliçe Tamar bir Bizans krallığını yürütmekte, bir yandan Müslüman Selçuklarla savaşırken, öte yandan Müslüman Mısırlı Memluklarla ittifak halindeydi.

1238'de Moğollar hakimiyeti ele geçirdiler. 1387'de Timurlenk ülkeyi yerle bir etti. 1555'te Gürcistan, Amasya Anlaşmasıyla ikiye bölünerek İran Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında paylaşıldı. İki imparatorluk arasında vahim bir taksim edilmişlik hali içindeki Gürcistan, sadece Osmanlı hükmü altındaki huzurlu safhalar hariç, çalkantılı yüzyıllar yaşadı.

1783'te Gürcistan, Rusya'nın izni olmaksızın savaş yapmayacağına dair bir anlaşma imzaladı. Rusya, barışı emniyet altına almak için Gürcistan'a askeri birlikler yerleştirdi. 16 Şubat 1801'de Çar I. Paul Gürcistan’ı Rusya'ya ilhak etti. Gürcistan’ın sınırları 1800'de, 1830'da, 1918'de ve 1920'de değişti. Rus İhtilaliyle Gürcistan’ın rengi Beyaz’dan Kızıl’a dönüştü. En tanınmış vatandaşı Joseph Jugatchvili adını Stalin olarak değiştirdi. 1931 ile 1938 arası ülke, diğer bir Gürcü’nün, mahut Lavrenti Beria'nın eli altında baskı dalgaları yaşadı.

1922 Kars Anlaşmasıyla Acara özerk cumhuriyeti kuruldu. Bu statü halen geçerlidir ve halk Müslüman’dır! Bu son çatışma sadece Sovyet sonrası Kafkasların karmakarışık bir şekilde parçalanması değil, fakat bunun ötesinde iki şeyi ortaya koyan uzun bir tarihin son safhasıdır:

1) İki imparatorluk arasında kalan Gürcistan muazzam sefalet çekti.

2) Rus himayesi altında Gürcistan nispi huzur ve sükûn yaşadı.

Bir an için İsrail devletine bakın. 1948'de, "Yahudi Halkı, tabii ve tarihi hukuka binaen, BM Genel Kurulu'nun kararına uygun olarak" İsrail devletinin kurulduğunu ilan etti.

Ancak, tabii hukuk demek bir bölge üzerinde bir genetik (ırksal) talebin olduğunu ima eder, fakat böyle bir şey hiçbir yerde tanınmış değildir. Tarihi hukuk denilince gereken a) talebi haklı çıkaracak ulusal bir varlığın devamiyetinin var oluşu ve b) bu talepte bulunan halkın da o topraklarda yaşamış olan aynı halk olmasıdır.

Gerçek, İsraillilerin romantik ve duygusal iddialarından çok uzaktır. Bu tür iddialar tahkikata karşı duramaz ve ancak İsraillilerin modern dünyadaki konumlarını zedeler. İşin aslı şu ki ve böylece de kabul edilmesi gerekir, İsrail devleti fetihle kazanılmıştı. İsrail iki savaş kazandı. Mısırlılar iki alçak diktatörleri Nasır ve Sedat’ın komutası altında, İsrail’e karşı etraftaki bütün Arap devletleri için büyük felaket olan saldırılar yöneltiyorlardı. Ezici bir teknolojik ve stratejik üstünlükle İsrailliler kazandılar. Ardından "self determinasyon hakkı" üzerinde ısrar eden, Nasır’ın ve 1950'lerin sosyalizminden türetilen bir ideolojik taban kullanılarak Filistin topraklarını "kurtarmak" adına isyancı bir ordu kuruldu. Bu kurtuluş adına savaşarak İslam Ümmeti’ne onlar için savaşmaları yönünde şantaj yaptılar. Kendilerini suçlu hisseden petrol ülkeleri de savaşa girmek yerine milyonlarca dolar akıttılar. FKÖ İsraillilerle hiçbir zaman açık savaşta karşı karşıya gelmedi – onların sürdürdükleri tek savaş diğer Filistinliler’e karşıydı. Müslümanlara, sayıca çaresiz bir azınlıkta oldukları zaman savaşmayı yasaklayan maruf şer'i hükmün aksine, teröre düşerek kazanılmaz bir mücadeleye giriştiler. Bunun İslamî bir dava olduğu aldatmacasına gelince, gerçeğe bakmak yeter. "Sabık“‑FKÖ Batı Yakası’nda, askeri açıdan zenginleştirilmiş bir mafya tarafından idare edilir; Hamas ise artık sadece Şi'iler’den ibaret ve İran'ın bayrağı altındadır. Nablus Müftüsü bize bir seferinde, Kudüs Müftüsünün eğer intiharî teröre karşı bir fetva verecek olursa Hamas tarafından infaz edileceğini söylemişti. İntiharî siyaset, Filistin evlatlarının sayılarının azalmasını ve gençlerini ve dolayısıyla istikballerini kurban eden korkak bir kuşağın hayatta kalmasını sağlamaktadır.

Eğer İslam Dini tezahür etmiş olsaydı genç erkekler mağlubiyetlerini gerçekçi bir şekilde kabullenerek dört eş alır, kağıt şekel kullanmayı reddedip altın dinar ve gümüş dirhemle ticaretlerini yaparlardı - böylece de kendilerini, arkasında müflis parasal destekçisi olan, nüfusu gitgide azalan bir yahudi halkın yanı başında, Sedat’ın mağlubiyetinden bugüne kadar demografik çoğunluğa ve mali zenginliğe ulaşmış bir halde bulurlardı.

Filistinlilerin acı durumları, şu anda Çin’in bütün yörelerinde hapis ve işkence tehdidi altında Ramazan orucunu tutmaktan menedilen Müslümanların – sayıları milyonlarla ifade edilen Çinli ve Uygur Müslümanlar - maruz bırakıldıkları zulüm ve soykırımla kıyaslandığında bir hiçtir.

Askeri güç, bir devletin sınırlarını belirler. Aklı başında bir idare ise ona tahsis edilen zamanı belirler.

Rusya'da bir Rönesans başlamaktadır. İlk görev azgın oligarşi yöneticilerini bertaraf etmektir.  Onların en beteri Berezhovsky’dir – Baltık ve Kafkas yörelerinde sorun çıkaran odur, ama İngiltere'de Abramovich de ondan az değildir. Bunların sadakatleri daima bankacılık sisteminedir, hiçbir zaman ulusa değildir.

Şimdi Müslümanlar için aklını başına alarak artık köhneleşmiş Arap fikriyatından yüz çevirme zamanıdır. Allah’tan ümidimiz, bir Doğu Abbasi Hilafetine doğru yönelmektir. Bu, Pakistan halkının kahraman ve kurtarıcı gücünü de takdir etmek ve tanımak anlamına gelmektedir. Pakistan’ı Türkler tarafından eğitilmiş bir NATO hizmetçisi olan Müşerrefin komutası altında gerçekleştirilmiş bir NATO devlet darbesinden kurtardılar. Bu, tüm nüfuzumuzu Müslümanların intihar etmelerini reddetmekle birlikte Taliban içinde bir liderlik değişiminin gerçekleştiğini görmek için de kullanmak demektir. Pakistan ve Afganistan’ın birleşerek kuzeydeki Rusya ile dostane bir güvenlik ilişkisi kurmaları gerek. Akıllı olun – bir Rus‑Afgan anlaşmasına İkinci Dünya Savaşından sonraki Fransız‑Alman anlaşmasında olduğu gibi ödüllendirici bir imkân olarak bakın.

Türkiye'nin asla ve kat’a Avrupa’ya girmesine müsaade edilmeyecektir. Türkiye’nin coğrafî komşusu Rusya’dır. Bir Rus‑Türk ittifakı ancak Türk ordusunun NATO'ya körü körüne itaatten temizlenmesi ve servetler bağışlayıcı bir Doğuya yönelişle gerçekleşebilir. Bu kendi içinde Kürt halkının emniyetini garanti altına alacaktır.

NATO'nun mağlubiyeti beraberinde Afganistan için bir kurtuluş getirecektir ve kendi devletlerinin, vatanlarına döndürmekten biçare kaldığı askerlerin kurban edilmiş ailelerine emniyet getirecektir.

Bayram, Allahın engin keremiyle, Dünya Müslümanlar Toplumunun, yani Ümmetin uyanışına ve toplanıp-alınan zekâtın ihyasına tanıklık edecektir.



© All Rights Reserved - © 2008 Shaykh Abdalqadir as-Sufi