Rusya, Osetya ve Abhazya'ya
askeri güçle hürriyetlerini iade etti. İdeolojik bahaneyle NATO Ukrayna ve
Gürcistan’ı ele geçirmişti. Kafkaslar’daki aynı "yumuşak" tekniği kullanarak,
daha önce de Lübnan üzerine yürümüştü, yani zaptetme, diktatörlükten siyasal
demokrasiye doğru siyasal bir evrim olarak sunulmuştu. Bunun ironik tarafı, bu
ülkelerin egemen devletler olarak bağımsızlığa kavuştuklarını zannettikleri an
ulusal olmayan bir ordunun Samuray paktının köleleri haline getirilmiş
olmalarıydı.
Bugün Amerika Birleşik
Devletleri, harabe halindedir; son ulusal maceralarından sonra ekonomik serbest
düşüş içinde, sözde demokratik sistemi başlı başına bir felaket ve devlet
başkanlığı konusu yeteneksizler arasında bir seçimden ibarettir.
Yeni ve daha korkunç bir çağın
başlaması için sadece NATO liderliğinin "kaderin seçtiği bir adam"ın eline
düşmesi yeter. Şu anki durumda bu, ki ulus devletler "kurbanlık askerleri"ni
karşı koymaksızın tedarik etmeye hazır duruyorlar, sadece kısa bir zaman
meselesidir. "Batı", Wallenstein'ını ve perişan edici tahribatını beklemektedir.
Vardığımız bu kavşakta ulusal
sonrası ordunun büyüyen gücünü ve artık onu engellemeye gücü yetmeyen eski hukuk
sistemini tekrar gözden geçirmek gereklidir.
Gürcistan'a bir kez daha bakın.
Hangi Gürcistan, hangi temeller üzerinde bir varlık olarak durabilir?
Gürcistan'a tarihte ilk kez MÖ
6. yüzyılda rastlıyoruz. O zaman Ahameniş Pers hakimiyeti altındaydı. İki buçuk
yüzyıl sonra Büyük İskender tarafından devletlik verildi, batı sınırı Kolçis
Krallığı oldu. MÖ 2. yüzyılda Roma tarafından ilhak edildi. MS 6. yüzyılda
Hıristiyan oldu.
654'te Arap Müslümanlar
Gürcistan'ı ele geçirdi ve halktan cizye vergisi topladılar. MS 9. yüzyılda
Gürcistan bir Müslüman Emirliği oldu. 1184'te Osetyalı bir prensle evli olan
Kraliçe Tamar bir Bizans krallığını yürütmekte, bir yandan Müslüman Selçuklarla
savaşırken, öte yandan Müslüman Mısırlı Memluklarla ittifak halindeydi.
1238'de Moğollar hakimiyeti ele
geçirdiler. 1387'de Timurlenk ülkeyi yerle bir etti. 1555'te Gürcistan, Amasya
Anlaşmasıyla ikiye bölünerek İran Safevi Devleti ve Osmanlı Devleti arasında
paylaşıldı. İki imparatorluk arasında vahim bir taksim edilmişlik hali içindeki
Gürcistan, sadece Osmanlı hükmü altındaki huzurlu safhalar hariç, çalkantılı
yüzyıllar yaşadı.
1783'te Gürcistan, Rusya'nın izni
olmaksızın savaş yapmayacağına dair bir anlaşma imzaladı. Rusya, barışı emniyet
altına almak için Gürcistan'a askeri birlikler yerleştirdi. 16 Şubat 1801'de Çar
I. Paul Gürcistan’ı Rusya'ya ilhak etti. Gürcistan’ın sınırları 1800'de,
1830'da, 1918'de ve 1920'de değişti. Rus İhtilaliyle Gürcistan’ın rengi
Beyaz’dan Kızıl’a dönüştü. En tanınmış vatandaşı Joseph Jugatchvili adını Stalin
olarak değiştirdi. 1931 ile 1938 arası ülke, diğer bir Gürcü’nün, mahut Lavrenti
Beria'nın eli altında baskı dalgaları yaşadı.
1922 Kars Anlaşmasıyla Acara
özerk cumhuriyeti kuruldu. Bu statü halen geçerlidir ve halk Müslüman’dır! Bu
son çatışma sadece Sovyet sonrası Kafkasların karmakarışık bir şekilde
parçalanması değil, fakat bunun ötesinde iki şeyi ortaya koyan uzun bir tarihin
son safhasıdır:
1) İki imparatorluk arasında
kalan Gürcistan muazzam sefalet çekti.
2) Rus himayesi altında Gürcistan
nispi huzur ve sükûn yaşadı.
Bir an için İsrail devletine
bakın. 1948'de, "Yahudi Halkı, tabii ve tarihi hukuka binaen, BM Genel
Kurulu'nun kararına uygun olarak" İsrail devletinin kurulduğunu ilan etti.
Ancak, tabii hukuk demek bir
bölge üzerinde bir genetik (ırksal) talebin olduğunu ima eder, fakat böyle bir
şey hiçbir yerde tanınmış değildir. Tarihi hukuk denilince gereken a) talebi
haklı çıkaracak ulusal bir varlığın devamiyetinin var oluşu ve b) bu talepte
bulunan halkın da o topraklarda yaşamış olan aynı halk olmasıdır.
Gerçek, İsraillilerin romantik ve
duygusal iddialarından çok uzaktır. Bu tür iddialar tahkikata karşı duramaz ve
ancak İsraillilerin modern dünyadaki konumlarını zedeler. İşin aslı şu ki ve
böylece de kabul edilmesi gerekir, İsrail devleti fetihle kazanılmıştı. İsrail
iki savaş kazandı. Mısırlılar iki alçak diktatörleri Nasır ve Sedat’ın komutası
altında, İsrail’e karşı etraftaki bütün Arap devletleri için büyük felaket olan
saldırılar yöneltiyorlardı. Ezici bir teknolojik ve stratejik üstünlükle
İsrailliler kazandılar. Ardından "self determinasyon hakkı" üzerinde ısrar eden,
Nasır’ın ve 1950'lerin sosyalizminden türetilen bir ideolojik taban kullanılarak
Filistin topraklarını "kurtarmak" adına isyancı bir ordu kuruldu. Bu kurtuluş
adına savaşarak İslam Ümmeti’ne onlar için savaşmaları yönünde şantaj yaptılar.
Kendilerini suçlu hisseden petrol ülkeleri de savaşa girmek yerine milyonlarca
dolar akıttılar. FKÖ İsraillilerle hiçbir zaman açık savaşta karşı karşıya
gelmedi – onların sürdürdükleri tek savaş diğer Filistinliler’e karşıydı.
Müslümanlara, sayıca çaresiz bir azınlıkta oldukları zaman savaşmayı yasaklayan
maruf şer'i hükmün aksine, teröre düşerek kazanılmaz bir mücadeleye giriştiler.
Bunun İslamî bir dava olduğu aldatmacasına gelince, gerçeğe bakmak yeter.
"Sabık“‑FKÖ Batı Yakası’nda, askeri açıdan zenginleştirilmiş bir mafya
tarafından idare edilir; Hamas ise artık sadece Şi'iler’den ibaret ve İran'ın
bayrağı altındadır. Nablus Müftüsü bize bir seferinde, Kudüs Müftüsünün eğer
intiharî teröre karşı bir fetva verecek olursa Hamas tarafından infaz
edileceğini söylemişti. İntiharî siyaset, Filistin evlatlarının sayılarının
azalmasını ve gençlerini ve dolayısıyla istikballerini kurban eden korkak bir
kuşağın hayatta kalmasını sağlamaktadır.
Eğer İslam Dini tezahür etmiş
olsaydı genç erkekler mağlubiyetlerini gerçekçi bir şekilde kabullenerek dört eş
alır, kağıt şekel kullanmayı reddedip altın dinar ve gümüş dirhemle
ticaretlerini yaparlardı - böylece de kendilerini, arkasında müflis parasal
destekçisi olan, nüfusu gitgide azalan bir yahudi halkın yanı başında, Sedat’ın
mağlubiyetinden bugüne kadar demografik çoğunluğa ve mali zenginliğe ulaşmış bir
halde bulurlardı.
Filistinlilerin acı durumları, şu
anda Çin’in bütün yörelerinde hapis ve işkence tehdidi altında Ramazan orucunu
tutmaktan menedilen Müslümanların – sayıları milyonlarla ifade edilen Çinli ve
Uygur Müslümanlar - maruz bırakıldıkları zulüm ve soykırımla kıyaslandığında bir
hiçtir.
Askeri güç, bir devletin
sınırlarını belirler. Aklı başında bir idare ise ona tahsis edilen zamanı
belirler.
Rusya'da bir Rönesans
başlamaktadır. İlk görev azgın oligarşi yöneticilerini bertaraf etmektir.
Onların en beteri Berezhovsky’dir – Baltık ve Kafkas yörelerinde sorun çıkaran
odur, ama İngiltere'de Abramovich de ondan az değildir. Bunların sadakatleri
daima bankacılık sisteminedir, hiçbir zaman ulusa değildir.
Şimdi Müslümanlar için aklını
başına alarak artık köhneleşmiş Arap fikriyatından yüz çevirme zamanıdır.
Allah’tan ümidimiz, bir Doğu Abbasi Hilafetine doğru yönelmektir. Bu, Pakistan
halkının kahraman ve kurtarıcı gücünü de takdir etmek ve tanımak anlamına
gelmektedir. Pakistan’ı Türkler tarafından eğitilmiş bir NATO hizmetçisi olan
Müşerrefin komutası altında gerçekleştirilmiş bir NATO devlet darbesinden
kurtardılar. Bu, tüm nüfuzumuzu Müslümanların intihar etmelerini reddetmekle
birlikte Taliban içinde bir liderlik değişiminin gerçekleştiğini görmek için de
kullanmak demektir. Pakistan ve Afganistan’ın birleşerek kuzeydeki Rusya ile
dostane bir güvenlik ilişkisi kurmaları gerek. Akıllı olun – bir Rus‑Afgan
anlaşmasına İkinci Dünya Savaşından sonraki Fransız‑Alman anlaşmasında olduğu
gibi ödüllendirici bir imkân olarak bakın.
Türkiye'nin asla ve kat’a
Avrupa’ya girmesine müsaade edilmeyecektir. Türkiye’nin coğrafî komşusu
Rusya’dır. Bir Rus‑Türk ittifakı ancak Türk ordusunun NATO'ya körü körüne
itaatten temizlenmesi ve servetler bağışlayıcı bir Doğuya yönelişle
gerçekleşebilir. Bu kendi içinde Kürt halkının emniyetini garanti altına
alacaktır.
NATO'nun mağlubiyeti beraberinde
Afganistan için bir kurtuluş getirecektir ve kendi devletlerinin, vatanlarına
döndürmekten biçare kaldığı askerlerin kurban edilmiş ailelerine emniyet
getirecektir.
Bayram, Allahın engin keremiyle,
Dünya Müslümanlar Toplumunun, yani Ümmetin uyanışına ve toplanıp-alınan zekâtın
ihyasına tanıklık edecektir.